19 Ağustos 2013
İlk çıkan haberimin coşkusunu adam akıllı yaşayamadan gündem toplantısı hemen gelmişti. Konu bulmak için gece uykusuz kaldım ama yine de bulamadım. Konu bulmak ne biçim de zor!
Zırvalıklarla doldurmak zorunda kaldım sayfayı. Sabah toplantı masasında yine kendime yer bulamamıştım. Zaten ayakta kalmamın daha iyi olacağına inandırmaya başlamıştım kendimi. Çaylar geldi konuşmalar başladı. Aklım birden uçup gitti. Çünkü gözümü Nur Çintay'ın telefon kılıfından alamıyordum. Telefonunda kocaman mavi bir burun vardı. Kullanışlı olup olmadığını düşünürken Şengül Hn."Ece kimdi?" dedi ben muz kabuğuna basmış gibi ayıldım. Kendimi hatırlattıktan sonra kırmızı yanaklarım eşliğinde konularımı sundum. Bir kısmına yap dedi ve yine kara kara nasıl yapacağımı düşündüm.
Toplantıdan çıktıktan sonra bisikletle ilgili bir dosya konusu için Haşim İşcan Geçidi'ne gidecek adam aranıyordu. Fisun'a kaçamak gözle baktım ama anında yakalandım. Yanıma bir fotoğrafçı ayarlayacağını bugün gelmeme gerek olmadığını ama yarına yazının hazır olması gerektiğini anlattı. Ne olur ne olmaz diye de birkaç soru örneği yazdığı kağıdı da elime tutuşturdu. Dışarıya çıkıp gözlemlerimi ve duyduklarımı yazacağım bir haber olacaktı. Bu sefer istediği bilgiyi alamama korkusu başladı. Kendi blogum için insanlarla çatır çatır konuşuyordum ama bir kurum adına konuşmak öyle basit miydi?
Yanıma Deniz geldi. İleride çok seveceğimi bilmiyordum. Sürekli sorular soruyordu. Bense bir an eve gidip duş altında isyan etmek. Soruları ezberledikten sonra bir gazeteci havası takınmaya çalıştım. Çok acemiydim ve belli etmek istemiyordum. Tabii en bombasıysa ses kayıt cihazı almadan gitmiş olmamdı. Evin anahtarını yolda düşürsem bu kadar koymayacaktı. Ya Deniz "Vay salak" derse? Demedi. Destek çıktı.
Bisiklet satan abilerin yanına gittim bir soru eksik sorsam Deniz adamların fotoğrafını çektikten sonra hemen aklına gelenleri soruyordu. Not alırken unutmamam için tekrarlıyordu. O an Deniz'i dünyanın en iyi kadını olarak ilan etmek istedim. Tüm notlarım tamamdı. Eve gitmeden önce kafa dağıtmak için gezdim. Çimenlerde mısır yedim. Keyif yaparken haber aklımdan tamamen çıkmıştı. Eve gittim ama gözlerim isyan etti ve ben de bastıramadım.
Kimse gelmeden önce gazeteye gittim sabah. Benden istedikleri bir karışlık yazıydı ben bir sayfaya yakın yazmıştım. Nereyi silsem bir bilgi eksik gibi geliyordu. Böyle havalı anlattığıma bakmayın teslim etmem yine öğle saatlerini buldu. Fisun teşekkür etti ve dikkat etmem gereken noktaları söyledi. O çok önemli şeyler söylüyordu ama ben üzerindeki siyah tulumun üzerindeki çengelli iğneye bakmadan edemiyordum. Gazetede dekolte yasak mıydı? Ailesiyle oturuyordu da annesi mi zorla taktı? Kıskanç bir sevgilisi mi vardı yoksa... "Tamam mı Ececim? Anlaştık değil mi?" dediğini duydum sadece ve lazer ışığını takip eden kediler gibi kafa salladım. Olkan beye abi demeye başlamıştım. Beni Ümit Besen'in kardeşinin büfesi Zeynep'e götürüp sürekli önemli şeyler anlatıyordu. Benim önemsemediğim bir konuyu bile öyle anlatıyordu ki birazdan Magna Carta'yı cüzdanının büyük gözünden çıkaracak gibi hissediyordum.
Yukarı çıktık. Moda editörü Ayşe derin yırtmaçlı elbisesiyle dolaştığında çengelli iğnenin gazeteyle alakası olmadığını anladım. Bir konuşma sırasında ailesiyle oturmadığını da çözdüm. Boş adamların yaptığı işleri yapıyordum anlayacağınız. Fırat bana sürekli kısa haber veriyordu. Sürekli tatlı bir fırça atıyordu. Haksız sayılmazdı. Kısa haberi iki saatte yazıyordum. Okula nasıl sövdüğümü bilemezsiniz! Günler endişe ve eğlence arasında gidip gelerek geçiyordu.
Benim bir sayfa yazdığım haberi sorarsanız.
GELENEKSEL ADRES: HAŞİM İŞCAN GEÇİDİ
İstanbul'da, içinden geçerken özellikle küçük çocukların iç geçirdiği bir geçit var: Haşim İşcan Geçidi. Yıllardır birçok farklı renk ve modelde bisikletin satıldığı bu geçit, 1972'den önce otomobil parçalarının satıldığı bir yermiş. Bu geçit artık 'Bisikletçiler Çarşısı' olarak biliniyor ve İstanbul'da bisiklet almak isteyenlerin aklına gelen ilk yer olarak dikkat çekiyor. Recep Kılıç, Saraçhane'deki bisiklet satıcılarının oluşturduğu derneğin başkanı ve 30 yıldır bu geçitte bisiklet satıyor. Geçidin avantajlı yanları olduğunu anlatan Kılıç "Buraya gelen müşteriler istedikleri kadar bisikleti deneyebiliyor ve montajlı olarak evlerine götürüyor. Herkesin cebine uygun seçenekler ve samimiyet var burada," diyor. Tabii bu geçidin birçok avantajı var. Mesela Haşim İşcan Geçidi'nden bisiklet alanlar, aksesuvarları da ek ücret ödemeden edinebiliyor. Üstelik burada ikinci el bisikletlerde satılıyor.
--
HABERİN LİNKİ
http://www.sabah.com.tr/Cumartesi/2013/08/24/turkiye-bisikleti-yeniden-kesfetti
news etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
news etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
26 Ağustos 2014 Salı
25 Ağustos 2014 Pazartesi
İlk haber ve perde arkası
Stajımın en heyecanlı günlerinden biriydi. Beyaz Saray'daki oval masa bizim toplantı masasından daha eğlenceli geliyordu kulağa. 12 Ağustos 2013, önerilerimi sunacağım ilk gündem toplantısı gerçekleşecek. Gündem toplantısında herkes önerilerini bir kağıda yazıyor ve dağıtıyor. Böylece beyin fırtınası oluyor.
Üç önerim vardı, çok zavallıca geliyordu. Sırayla herkes aklındakileri anlatıyordu.
Afallamadan edemedim, nasıl da buluyordu insanlar bu konuları. Köyden şehre inmiş gibi davranıyordum. Buranın yabanisi olmuştum, en azından ben öyle hissediyordum. Bana oturacak bir yer kalmayınca ayakta kalmıştım üstelik. Şengül Hn. "Otursana kızım" dedi dolu sandalyelere göz gezdirerek. Ben de birden "Ama stajyerim" deyiverdim. Bir kahkaha patladı, tozlu halıfleksin altına biri beni süpürse de kurtulsam diye dua etmeye başladım.Olmadığı gibi bu tedirginlik içinde sıra bana gelmişti. Konuşmadan önce yüzüme ocağın üzerindeki demlikten saatlerce buhar gelmiş gibi kıpkırmızı olmuş ve sesim titremeye başlamıştı. Bu hallerim onların bir teline dokunuyordu ki bana gülümsüyorlardı destek olmak için. Şimdi düşünüyorum da bu kadar endişelenmemin altında kocaman bir cahillik yatıyormuş. Olsun varsın.
Sırf günü geçiştirmek için sunduğum önerilerden biri kabul edilmişti ve ben ne yapacağımı Allah beni kahretsin ki bilmiyordum. Dünyadaki blog haritası hakkında bir kitap elimdeydi ve bundan haber çıkarmam gerekti. Okulda öğrendiğim bütün haber yazma normları zaten çöpe atılmışken nasıl bir yol izleyeceğimi bilemiyordum. Yeşim biraz bilgilendirdi beni. Sonra kitabın yazarına ulaşmaya çalıştım ki hiç vakti olmadığını söyledi. Sonrasında birçok haber yaptık kendisiyle... Okuldan bir hocama danıştım hemen. O da bir blogger'ın numarasını verdi ve görüş alabileceğimi söyledi. Görüş alındı, habere uygun fotoğraf bulundu ve elimde bir de kitap vardı.
Ortalama düzeyde bir şeyler yazıp bırakmıştım Yeşim'in önüne. Birden hatalarımın altını çizmeye başladı ve usul usul anlatmaya. Ne yazık ki çizgilerden yazım görünmez hale gelmişti. Tekrar oturup yazdım. Bir haberi teslim etmem iki gün sürdü. En zor kısmı da spot kısmıydı. Önemli olan neydi? Kitaptan alıntılarla bir tez mantığında yazdım. Bu seferde çok makale tarzında oldu dediler ve yine yazmaya koyuldum.Bu sefer ürkekçe yaklaştım ve masaya yazımı usulca bıraktım. Yeşim gülümsedi hiç bakmadan aldı yazımı. Hızlı bir dokunuşla adam etti yazıyı ve sayfa yapıldı.
İlk kez benim ismimle bir haber yayımlanacak. Çok korktum. Yanlış yapmış olabilirdim, kitlesel bir eleştire maruz kalabilirdim ya da arkadaşlarım "Bu ne?!" deyip beni sözleriyle dövebilirdi. Abarttım da abarttım. Birkaç aferin almıştım çay kahve servisi dışında bir işe yaramıştım. Babaannem, amcam ve babam ne biçimde heyecanlandı. Hemen aldılar gazeteyi ve beşten fazla kez okudular. Neden böyle bir coşku yaşadıklarını algılayamadım. Üstelik hafta bitmiş ve yeni öneri bulamamıştım. Stajyer olmak nasıl da zordu!
HABER:
18.08.2013
BAŞLIK: İnternette blog trafiği
SPOT: ABD aile albümlerini paylaşıyor, Japonya teknolojisini anlatıyor, Türkiye ise yeteneklerini gösteriyor. Dünyadaki internet trafiğinin büyük bölümünü oluşturan bloglar her ülkede farklı
ECE ULUSUM

1999'da ortaya çıkan bloglar dünyada yeni bir kültür oluşturdu. Birkaç dakikada yapılan bloglarda kimi bilgisini, kimi günlüklerini kimi de yeteneklerini paylaşıyor. Her ülkenin kendisine göre bir blog âlemi var. Türkiye'de ise blogların içerikleri görüş bildirmekten çok bloggerların yeteneklerini sergilemeye dayalı. Türkiye'deki bloggerların eğilimi, uzunca bir konuyu ele almak yerine anlık durum ve deneyimi paylaşmak yönünde. Bu anlık paylaşım stiline 'mikroblog' adı veriliyor. Soda Medya'nın sahibi Özgür Poyrazoğlu hem blog yazarı hem de sıkı bir blog takipçisi. Güncelliğin önemini vurgulayan Poyrazoğlu "Türkiye'deki bloglar günlük yaşam telaşı içinde güncel olamıyor. Bir dönem çok takip edilen blogların yerlerini bu nedenle yeni jenerasyon 'mikrobloglar' almaya başladı," diyor. Türkiye'deki yetenekli bloggerların paylaşım içeriklerinde ilk sıralarda güncel olarak moda ve tasarım, edebiyat ve teknoloji var.
HOBİ OLARAK BAŞLIYOR
Blog dünyası ile ilgili araştırma yapan İstanbul Üniversitesi İletişim Fakültesi'nden Dr. Didem Sezen "Türkiye'de blog yazarlarının üretimi ve onların takipçileri, internet trafiğinin önemli kısmını oluşturuyor," diyor. Blogların kendini sergilemede de işe yaradığını belirten Sezen'e göre: "Blog yazılarına hobi olarak başlayıp daha sºonra geniş takipçi sayılarına ulaşıp ünlenen yazarlar da var. Bu yazarlar arasında bloglarını bir başka mecraya, basılı kitaba uyarlayanların sayısı hiç de az değil. PuCCa, Pink Freud, samihazinses, Blogcu Anne bu alanda akla ilk gelenler."
DİĞER ÜLKELERDE DURUM NEDİR?
Çin
Bloglar bu kalabalık ülkede sık sık dizginleniyor. Çin uzmanı Martin Hala'nın açıklamasına göre Çin'de bloglar ve internet siteleri toplumun yaşam tarzını etkiliyor. Reklam gelirlerinden büyük pay alan bloglar televizyonun yerini almaya başlıyor. Ülkede blog kullanıcıları kadar blog karşıtı olanlar da var.
Fransa
Bloglara çok düşkün olan Fransızlar, blogları kafe kültüründeki entelektüel tartışmaları devam ettirmek için kullanıyor. Yüzyıllar boyunca süren Fransız entelektüel tartışmaları salonlardan dijital ortama bloglar sayesinde taşınmış oldu. Fransa'da 3 milyon blogger var. Bunların etkili bir kısmı da ev kadınlarından oluşuyor.
Yunanistan
10 milyonu aşkın nüfusu olan komşuda 132 bin blog var görünüyor olsa da yalnızca 5 bin 500 tanesi aktif. Yapılan bir araştırma Yunan kadınlarının bloglara ilgisinin az olduğunu ortaya koydu. Kullanıcıların neredeyse tamamı 30'lu yaşlarda üniversite eğitimli erkeklerden oluşuyor.
Brezilya
Güney Amerika'nın bloglara en düşkün ülkesi Brezilya. Din ve politika içerikli blogların sayısı hayli fazla. Ülkedeki vatandaşların nabzını yoklamak için toplumsal bir laboratuvar görevi gören blogları, devlet adamları ve siyasetçiler de keşfetmiş durumda.
ABD
ABD, blogların doğup büyüdüğü ülke. Özellikle aile albümleri ve günlüklerini bloglarında paylaşan Amerikalılar aktif kullanıcılar. Her alanda bloglar olmasına rağmen ekonomi ve siyaset içerikli blogların sayısı fazla ve diğer ülkeler tarafından da sıkı bir şekilde takip ediliyor.
İran
İran en zengin blog kültürüne sahip ülkelerinden biri. Rejim baskısı ve toplumsal tabular nedeniyle eleştiriler blog âlemine taşındı. Sürekli güncellenen, 60 bini aşkın blogun birçok dil seçeneği var. İnternet polisleri blogları kanunlar doğrultusunda sürekli denetliyor.
Almanya
Almanya'daki popüler bloglar ancak birkaç bin ziyaretçiye sahip. Blogların güvenilirliğinden şüphelenen Almanlar, önyargılarından dolayı yalnızca tüketim ve çevre ile ilgili blogları takip ediyor. Almanya'nın en çok ziyaret edilen blogları ise medya eleştirisi yapanlar.
Japonya
Japon blogları tüketici ve teknoloji içerikleri ile tüm dünyanın takip ettiği bir içeriğe sahip. Kullanıcıların yüzde 80'i blogları mutlaka her gün ziyaret ediyor. Yapılan bir araştırmaya göre ay boyunca bir kullanıcı 62,6 dakikasını blog içeriklerini okuyarak geçiriyor.
LİNK
http://www.sabah.com.tr/Pazar/2013/08/18/internette-blog-trafigi
Üç önerim vardı, çok zavallıca geliyordu. Sırayla herkes aklındakileri anlatıyordu.
Afallamadan edemedim, nasıl da buluyordu insanlar bu konuları. Köyden şehre inmiş gibi davranıyordum. Buranın yabanisi olmuştum, en azından ben öyle hissediyordum. Bana oturacak bir yer kalmayınca ayakta kalmıştım üstelik. Şengül Hn. "Otursana kızım" dedi dolu sandalyelere göz gezdirerek. Ben de birden "Ama stajyerim" deyiverdim. Bir kahkaha patladı, tozlu halıfleksin altına biri beni süpürse de kurtulsam diye dua etmeye başladım.Olmadığı gibi bu tedirginlik içinde sıra bana gelmişti. Konuşmadan önce yüzüme ocağın üzerindeki demlikten saatlerce buhar gelmiş gibi kıpkırmızı olmuş ve sesim titremeye başlamıştı. Bu hallerim onların bir teline dokunuyordu ki bana gülümsüyorlardı destek olmak için. Şimdi düşünüyorum da bu kadar endişelenmemin altında kocaman bir cahillik yatıyormuş. Olsun varsın.
Sırf günü geçiştirmek için sunduğum önerilerden biri kabul edilmişti ve ben ne yapacağımı Allah beni kahretsin ki bilmiyordum. Dünyadaki blog haritası hakkında bir kitap elimdeydi ve bundan haber çıkarmam gerekti. Okulda öğrendiğim bütün haber yazma normları zaten çöpe atılmışken nasıl bir yol izleyeceğimi bilemiyordum. Yeşim biraz bilgilendirdi beni. Sonra kitabın yazarına ulaşmaya çalıştım ki hiç vakti olmadığını söyledi. Sonrasında birçok haber yaptık kendisiyle... Okuldan bir hocama danıştım hemen. O da bir blogger'ın numarasını verdi ve görüş alabileceğimi söyledi. Görüş alındı, habere uygun fotoğraf bulundu ve elimde bir de kitap vardı.
Ortalama düzeyde bir şeyler yazıp bırakmıştım Yeşim'in önüne. Birden hatalarımın altını çizmeye başladı ve usul usul anlatmaya. Ne yazık ki çizgilerden yazım görünmez hale gelmişti. Tekrar oturup yazdım. Bir haberi teslim etmem iki gün sürdü. En zor kısmı da spot kısmıydı. Önemli olan neydi? Kitaptan alıntılarla bir tez mantığında yazdım. Bu seferde çok makale tarzında oldu dediler ve yine yazmaya koyuldum.Bu sefer ürkekçe yaklaştım ve masaya yazımı usulca bıraktım. Yeşim gülümsedi hiç bakmadan aldı yazımı. Hızlı bir dokunuşla adam etti yazıyı ve sayfa yapıldı.
İlk kez benim ismimle bir haber yayımlanacak. Çok korktum. Yanlış yapmış olabilirdim, kitlesel bir eleştire maruz kalabilirdim ya da arkadaşlarım "Bu ne?!" deyip beni sözleriyle dövebilirdi. Abarttım da abarttım. Birkaç aferin almıştım çay kahve servisi dışında bir işe yaramıştım. Babaannem, amcam ve babam ne biçimde heyecanlandı. Hemen aldılar gazeteyi ve beşten fazla kez okudular. Neden böyle bir coşku yaşadıklarını algılayamadım. Üstelik hafta bitmiş ve yeni öneri bulamamıştım. Stajyer olmak nasıl da zordu!
HABER:
18.08.2013
BAŞLIK: İnternette blog trafiği
SPOT: ABD aile albümlerini paylaşıyor, Japonya teknolojisini anlatıyor, Türkiye ise yeteneklerini gösteriyor. Dünyadaki internet trafiğinin büyük bölümünü oluşturan bloglar her ülkede farklı
ECE ULUSUM

1999'da ortaya çıkan bloglar dünyada yeni bir kültür oluşturdu. Birkaç dakikada yapılan bloglarda kimi bilgisini, kimi günlüklerini kimi de yeteneklerini paylaşıyor. Her ülkenin kendisine göre bir blog âlemi var. Türkiye'de ise blogların içerikleri görüş bildirmekten çok bloggerların yeteneklerini sergilemeye dayalı. Türkiye'deki bloggerların eğilimi, uzunca bir konuyu ele almak yerine anlık durum ve deneyimi paylaşmak yönünde. Bu anlık paylaşım stiline 'mikroblog' adı veriliyor. Soda Medya'nın sahibi Özgür Poyrazoğlu hem blog yazarı hem de sıkı bir blog takipçisi. Güncelliğin önemini vurgulayan Poyrazoğlu "Türkiye'deki bloglar günlük yaşam telaşı içinde güncel olamıyor. Bir dönem çok takip edilen blogların yerlerini bu nedenle yeni jenerasyon 'mikrobloglar' almaya başladı," diyor. Türkiye'deki yetenekli bloggerların paylaşım içeriklerinde ilk sıralarda güncel olarak moda ve tasarım, edebiyat ve teknoloji var.
HOBİ OLARAK BAŞLIYOR
Blog dünyası ile ilgili araştırma yapan İstanbul Üniversitesi İletişim Fakültesi'nden Dr. Didem Sezen "Türkiye'de blog yazarlarının üretimi ve onların takipçileri, internet trafiğinin önemli kısmını oluşturuyor," diyor. Blogların kendini sergilemede de işe yaradığını belirten Sezen'e göre: "Blog yazılarına hobi olarak başlayıp daha sºonra geniş takipçi sayılarına ulaşıp ünlenen yazarlar da var. Bu yazarlar arasında bloglarını bir başka mecraya, basılı kitaba uyarlayanların sayısı hiç de az değil. PuCCa, Pink Freud, samihazinses, Blogcu Anne bu alanda akla ilk gelenler."
DİĞER ÜLKELERDE DURUM NEDİR?
Çin
Bloglar bu kalabalık ülkede sık sık dizginleniyor. Çin uzmanı Martin Hala'nın açıklamasına göre Çin'de bloglar ve internet siteleri toplumun yaşam tarzını etkiliyor. Reklam gelirlerinden büyük pay alan bloglar televizyonun yerini almaya başlıyor. Ülkede blog kullanıcıları kadar blog karşıtı olanlar da var.
Fransa
Bloglara çok düşkün olan Fransızlar, blogları kafe kültüründeki entelektüel tartışmaları devam ettirmek için kullanıyor. Yüzyıllar boyunca süren Fransız entelektüel tartışmaları salonlardan dijital ortama bloglar sayesinde taşınmış oldu. Fransa'da 3 milyon blogger var. Bunların etkili bir kısmı da ev kadınlarından oluşuyor.
Yunanistan
10 milyonu aşkın nüfusu olan komşuda 132 bin blog var görünüyor olsa da yalnızca 5 bin 500 tanesi aktif. Yapılan bir araştırma Yunan kadınlarının bloglara ilgisinin az olduğunu ortaya koydu. Kullanıcıların neredeyse tamamı 30'lu yaşlarda üniversite eğitimli erkeklerden oluşuyor.
Brezilya
Güney Amerika'nın bloglara en düşkün ülkesi Brezilya. Din ve politika içerikli blogların sayısı hayli fazla. Ülkedeki vatandaşların nabzını yoklamak için toplumsal bir laboratuvar görevi gören blogları, devlet adamları ve siyasetçiler de keşfetmiş durumda.
ABD
ABD, blogların doğup büyüdüğü ülke. Özellikle aile albümleri ve günlüklerini bloglarında paylaşan Amerikalılar aktif kullanıcılar. Her alanda bloglar olmasına rağmen ekonomi ve siyaset içerikli blogların sayısı fazla ve diğer ülkeler tarafından da sıkı bir şekilde takip ediliyor.
İran
İran en zengin blog kültürüne sahip ülkelerinden biri. Rejim baskısı ve toplumsal tabular nedeniyle eleştiriler blog âlemine taşındı. Sürekli güncellenen, 60 bini aşkın blogun birçok dil seçeneği var. İnternet polisleri blogları kanunlar doğrultusunda sürekli denetliyor.
Almanya
Almanya'daki popüler bloglar ancak birkaç bin ziyaretçiye sahip. Blogların güvenilirliğinden şüphelenen Almanlar, önyargılarından dolayı yalnızca tüketim ve çevre ile ilgili blogları takip ediyor. Almanya'nın en çok ziyaret edilen blogları ise medya eleştirisi yapanlar.
Japonya
Japon blogları tüketici ve teknoloji içerikleri ile tüm dünyanın takip ettiği bir içeriğe sahip. Kullanıcıların yüzde 80'i blogları mutlaka her gün ziyaret ediyor. Yapılan bir araştırmaya göre ay boyunca bir kullanıcı 62,6 dakikasını blog içeriklerini okuyarak geçiriyor.
LİNK
http://www.sabah.com.tr/Pazar/2013/08/18/internette-blog-trafigi
2 Nisan 2014 Çarşamba
Tepeden tırnağa 80 TL... / 29.03.2014Köşeli mi olduk...
Kendinize yakışanı bulmak için yüklü miktarda para dökmenize gerek yok. Bundan böyle tarzıma ve cebime uygun kıyafetleri almak için yollara düşüyorum. İlk durağımız Kadıköy
Modayla ilişkim yemeklerin çok lezzetli, kıyafetlerin de çok pahalı olmasıyla yıllar önce bitmişti. Fotoğraf makinem elimde, güzel giyinen kadınların ve erkeklerin fotoğrafını çekmekten mutlu oluyor, moda dergilerini karıştırırken iç çekiyor ve bazen dışarı çıkıp deli gibi para harcamak istiyorum. Malum kadınlık içgüdüsü. Bir yandan geçim, bir yandan kişisel gelişimim için harcadığım parayı düşünürsem üstüme başıma bir şey alma ihtiyacı son sıralarda yer alıyor. Bir hevesle mağazaya girip üç dört haneli fiyatları görünce o parayla yapabileceklerimi düşünüyorum; hafta sonu tatil, güzel bir akşam yemeği ya da birçok workshop... Yemeklerin davetkar kokusuna henüz bir çözüm bulamasam da konu moda olunca uygun fiyata istediklerimi bulabilirim diye düşündüm ve dışarı çıktım. Sırt çantamı kaptığımda aklıma ilk Kadıköy geldi. Hesabımı yaptım ve yola koyuldum. Nerede ne bulacağınızı hiç bilemeyeceğiniz saklı dünyalar cenneti burası. Bugünkü arayışımda iki kuralım var: Kilolarımı kıyafetlere sığdırmak için zorlamayacağım ve en hesaplı kıyafetleri bulacağım.
TASARIM SEVENLERİN ADRESİ SAKIZ GÜLÜ SOKAK
Vapurdan iner inmez Rexx Sineması'nın karşısındaki Sakız Gülü Sokak'a gittim. Bu ufak sokakta kıyafetten aksesuvara, kuaförden ayakkabıcıya her şey var. Vitrinindeki vintage giydirilmiş mankenleri görünce Atlas Campus'e attım kendimi. Bu kararımı hafta sonu uygulamaya kalkışmış olmamın cezasını kalabalıkta hırpalanırken çektim. Birkaç adım atmayı başardığımda mavi gömleğe ulaştım ve ilk hatamı bedeninden önce fiyatına bakarak yaptım. Çünkü adı sanı bilinen bir mağazada 30 TL'ye bu kadar şık bir gömlek bulabilmeniz için sezon sonunu beklemeniz gerekir. Burada 32 ve 38 bedenler için uygun fiyata ürünler var. Elbiseler 40, bluzlar 17, pantolonlar 30 liradan başlıyor. Atlas Campus'ün yanındaki Gargamel'in vitrini inanılmaz eğlenceli. Önce sadece kaykaycılar için bir mağaza olduğunu sandım ama içeri girince tasarım harikası ürünlerle karşılaştım. Farklılığını yansıtabilen her şey pahalıdır, bunu iyi bilirim. Tek kaşımı kaldırmış fiyatları sorarken iyi bildiğimi sandıklarım cebimde kaldı. Tasarım cüzdan ve çantalar 25-30 lira, yaz kış vazgeçilmez baskılı tişörtlerse 20-45 liraya satılıyor. Üstelik büyük beden de bulunuyor. Bütçeyi ilk dükkanda bitirmek her zaman pişmanlıktır. Tabi başka dükkanda beğendiğinizi almak için aldığınızı iade etmekten utanmıyorsanız.
MARKALISI 160 TL ÇİLEK SOKAK'TA 30 TL
Birkaç yer soruşturduktan ve esnaf abilerin çayını içtikten sonra Çilek Sokak'a girdim. Uzun sokağın her yanı mağaza dolu. Bir ara mağaza önündeki bir tezgahta kadınlar birbirlerinin elinden bir elbiseyi çekip tartışmaya başladı. Neyse ki tezgahın esnafı aynı modeli yüzlerce ürün içinde ustaca bularak olayı tatlıya bağladı. Açıkçası 5-10 liralık tişörtleri görünce iştahım kabarsa da o itiş kakışa yem olacağımı hissederek yola devam ettim. İlk girdiğim The Outlet mağazasında pantolonlar ve baskılı tişörtler 15 lira. Mağaza çalışanı Erol Abi'yle muhabbeti koyulaştırdım, konuya işlerin nasıl gittiğinden girdim geçim derdinden çıktım. Erol Abi seviyor tabi esnafın halinden anlayan müşteriyi. Çatık kaşlarla mağazayı gezip indirim istemek olmaz, hak etmek gerekir. Gözüme kestirdiğim tişörtü alıp usul usul kasaya yaklaştığımda 15 liralık tişört 10 TL olmuştu bile. Karşıda Sercan adındaki mağazaya derin bir nefes alarak girdim. Burada hareket etmek için kıvraklığınızı gerçek anlamda kullanmanız gerek. Birçok ünlü markanın 200-300 liraya sattığı kıyafetleri 20'yle 80 lira arasındaki fiyatlara bulabiliyorsunuz. Açıkçası ünlü bir markada 160 liraya gördüğüm gömleğin farklı rengini 30 liraya bulunca hiç düşünmeden sepete attım. Likralı pantolonlar standında renkli giyme cesaretini kendimde henüz bulamadığımdan birkaç kızı ezme pahasına siyah pantolonu aldım. Kasaya geldiğimde sert bir ses tonuyla indirim olmadığını söyleseler de güler yüzlülüğün faydasını 5 lira iskontoyla gördüm, aldığım gömlek ve pantolon 50 liraya indi. 'Bu kadar alışveriş yeter' diye düşünürken kendi mağazasında 80 liralık fiyat etiketiyle gördüğüm Amerikan markalı bluzu, sokağın sonundaki mağazadan 20 liraya hemen aldım. Toplam 80 lira ödeyerek aldığım kıyafetleri eve gelince yatağın üstüne serdiğimde kahkaha atmadım desem yalan olur. Marka sevdalısı olabilirsiniz ama cazip fiyata alışveriş yapmayı kim istemez? Üstelik AVM'de dön dolaş aynı ürünleri denemek yerine kalabalığa karışmak size de iyi gelecektir. Bu arada ikinci el giyim mağazalarının sıklığı gözümden kaçmadı, başka hafta sonuna artık.
Modayla ilişkim yemeklerin çok lezzetli, kıyafetlerin de çok pahalı olmasıyla yıllar önce bitmişti. Fotoğraf makinem elimde, güzel giyinen kadınların ve erkeklerin fotoğrafını çekmekten mutlu oluyor, moda dergilerini karıştırırken iç çekiyor ve bazen dışarı çıkıp deli gibi para harcamak istiyorum. Malum kadınlık içgüdüsü. Bir yandan geçim, bir yandan kişisel gelişimim için harcadığım parayı düşünürsem üstüme başıma bir şey alma ihtiyacı son sıralarda yer alıyor. Bir hevesle mağazaya girip üç dört haneli fiyatları görünce o parayla yapabileceklerimi düşünüyorum; hafta sonu tatil, güzel bir akşam yemeği ya da birçok workshop... Yemeklerin davetkar kokusuna henüz bir çözüm bulamasam da konu moda olunca uygun fiyata istediklerimi bulabilirim diye düşündüm ve dışarı çıktım. Sırt çantamı kaptığımda aklıma ilk Kadıköy geldi. Hesabımı yaptım ve yola koyuldum. Nerede ne bulacağınızı hiç bilemeyeceğiniz saklı dünyalar cenneti burası. Bugünkü arayışımda iki kuralım var: Kilolarımı kıyafetlere sığdırmak için zorlamayacağım ve en hesaplı kıyafetleri bulacağım.
TASARIM SEVENLERİN ADRESİ SAKIZ GÜLÜ SOKAK
Vapurdan iner inmez Rexx Sineması'nın karşısındaki Sakız Gülü Sokak'a gittim. Bu ufak sokakta kıyafetten aksesuvara, kuaförden ayakkabıcıya her şey var. Vitrinindeki vintage giydirilmiş mankenleri görünce Atlas Campus'e attım kendimi. Bu kararımı hafta sonu uygulamaya kalkışmış olmamın cezasını kalabalıkta hırpalanırken çektim. Birkaç adım atmayı başardığımda mavi gömleğe ulaştım ve ilk hatamı bedeninden önce fiyatına bakarak yaptım. Çünkü adı sanı bilinen bir mağazada 30 TL'ye bu kadar şık bir gömlek bulabilmeniz için sezon sonunu beklemeniz gerekir. Burada 32 ve 38 bedenler için uygun fiyata ürünler var. Elbiseler 40, bluzlar 17, pantolonlar 30 liradan başlıyor. Atlas Campus'ün yanındaki Gargamel'in vitrini inanılmaz eğlenceli. Önce sadece kaykaycılar için bir mağaza olduğunu sandım ama içeri girince tasarım harikası ürünlerle karşılaştım. Farklılığını yansıtabilen her şey pahalıdır, bunu iyi bilirim. Tek kaşımı kaldırmış fiyatları sorarken iyi bildiğimi sandıklarım cebimde kaldı. Tasarım cüzdan ve çantalar 25-30 lira, yaz kış vazgeçilmez baskılı tişörtlerse 20-45 liraya satılıyor. Üstelik büyük beden de bulunuyor. Bütçeyi ilk dükkanda bitirmek her zaman pişmanlıktır. Tabi başka dükkanda beğendiğinizi almak için aldığınızı iade etmekten utanmıyorsanız.
MARKALISI 160 TL ÇİLEK SOKAK'TA 30 TL
Birkaç yer soruşturduktan ve esnaf abilerin çayını içtikten sonra Çilek Sokak'a girdim. Uzun sokağın her yanı mağaza dolu. Bir ara mağaza önündeki bir tezgahta kadınlar birbirlerinin elinden bir elbiseyi çekip tartışmaya başladı. Neyse ki tezgahın esnafı aynı modeli yüzlerce ürün içinde ustaca bularak olayı tatlıya bağladı. Açıkçası 5-10 liralık tişörtleri görünce iştahım kabarsa da o itiş kakışa yem olacağımı hissederek yola devam ettim. İlk girdiğim The Outlet mağazasında pantolonlar ve baskılı tişörtler 15 lira. Mağaza çalışanı Erol Abi'yle muhabbeti koyulaştırdım, konuya işlerin nasıl gittiğinden girdim geçim derdinden çıktım. Erol Abi seviyor tabi esnafın halinden anlayan müşteriyi. Çatık kaşlarla mağazayı gezip indirim istemek olmaz, hak etmek gerekir. Gözüme kestirdiğim tişörtü alıp usul usul kasaya yaklaştığımda 15 liralık tişört 10 TL olmuştu bile. Karşıda Sercan adındaki mağazaya derin bir nefes alarak girdim. Burada hareket etmek için kıvraklığınızı gerçek anlamda kullanmanız gerek. Birçok ünlü markanın 200-300 liraya sattığı kıyafetleri 20'yle 80 lira arasındaki fiyatlara bulabiliyorsunuz. Açıkçası ünlü bir markada 160 liraya gördüğüm gömleğin farklı rengini 30 liraya bulunca hiç düşünmeden sepete attım. Likralı pantolonlar standında renkli giyme cesaretini kendimde henüz bulamadığımdan birkaç kızı ezme pahasına siyah pantolonu aldım. Kasaya geldiğimde sert bir ses tonuyla indirim olmadığını söyleseler de güler yüzlülüğün faydasını 5 lira iskontoyla gördüm, aldığım gömlek ve pantolon 50 liraya indi. 'Bu kadar alışveriş yeter' diye düşünürken kendi mağazasında 80 liralık fiyat etiketiyle gördüğüm Amerikan markalı bluzu, sokağın sonundaki mağazadan 20 liraya hemen aldım. Toplam 80 lira ödeyerek aldığım kıyafetleri eve gelince yatağın üstüne serdiğimde kahkaha atmadım desem yalan olur. Marka sevdalısı olabilirsiniz ama cazip fiyata alışveriş yapmayı kim istemez? Üstelik AVM'de dön dolaş aynı ürünleri denemek yerine kalabalığa karışmak size de iyi gelecektir. Bu arada ikinci el giyim mağazalarının sıklığı gözümden kaçmadı, başka hafta sonuna artık.
12 Ekim 2013 Cumartesi
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)

